16 Haziran 2024 Pazar
TEKNOLOJİ

ENDIŞELI DÜNYA’DAN ‘IYIMSER DÜNYA’YA GEÇIŞ IÇIN ÜÇLÜ FORMÜL Üretken yapay zeka, sürdürülebilirlik ve yeni bir işbirliği kültürü

DAVOS DAN İyi haber şu: ‘Endişeli dünya’dan, ‘iyimser dünya’ya terfi edebilmek için üretken yapay zekadan, sürdürülebilirlikten, yeni bir işbirliği kültüründen başka seçeneğimizin olmadığını gördük..

TÜRKIYE OLARAK, IHRACAT SEFERBERLIĞININ YANINA ÜRETKEN YAPAY ZEKA SEFERBERLIĞINI KOYMALIYIZ Davos bu yıl adeta üretken yapay zekanın gövde gösterisine sahne oldu. Davos’un ilk günü, ChatGPT’yi geliştiren ChatOpenAI’ın kurucularından Sam Altman ile birlikte bir yemekteydim. Kalabalık bir gruptuk. Sohbet ettik. Ve şunu bir kez daha anladım ki yapay zekada geldiğimiz nokta gerçekten inanılmaz. Yazılım sektöründen başlamak üzere, tüm iş kollarını dönüştüren bir yapıya büründü artık yapay zeka. Sağlıkta, eğitimde, malzeme biliminde, araştırma geliştirmede, artık elinizde doğru veri varsa, yapay zeka yöntemleriyle bu verilerden anlamlı sonuçlar elde edebilmek inanılmaz hızlanmış durumda. Rekabetçilik değişiyor. Belki bu dönüşümden şu çıkarımı yapmamızın zamanı geldi: Türkiye olarak bizim bir ihracat seferberliğimiz var. Evet bu değerli. Ama bu ihracat seferberliğinin yanına üretken yapay zeka seferberliğini koymak zorundayız. Yoksa Türkiye olarak, hem coğrafi konumumuz hem de yetenekli işgücümüz nedeniyle kazanmış olduğumuz rekabet avantajımızı da kaybedebiliriz.

2 000 yılına ilk girdiğimiz zamanı hatırlayalım… Yeni binyıl için duyduğumuz heyecan, coşku, umut… Tüm bunlar tabii ki Davos’a da yansımıştı. Ve Davos 2000 yılında şu temayla toplandı: “New Beginnings: Making a Difference”. Yani “Yeni Başlangıçlar: Fark Yaratmak”. Heyecanlı olmak için çok nedeni vardı dünyanın. Ama umutlu olmak biraz fazla iyimserlik barındırıyordu sanırım. “Sustaining Growth and Bridging the Divides: A Framework for Our Global Future” (Büyümeyi Sürdürülebilir Kılmak ve Bölünmüşlüğü Birleştirmek: Küresel Gelecek İçin Bir Çerçeve” temasıyla toplanan 2001 Davos’u, yaklaşık 9 ay sonra yaşanacak 11 Eylül saldırılarından habersizdi doğal olarak. 2001 saldırıları, tüm dünya konjonktürü gibi Davos’u da dönüştürdü. Daha önce birkaç kez ‘zorluklar’, ‘sorunlar’, ‘zor zamanlar’ gibi kavramları kullanmıştı Davos. Ama 2002’de belki de ilk kez dünyadaki kırılganlığı ana temasına taşıdı. “Leadership in Fragile Times” temasıyla, 2002’ye özel olarak New York’ta toplanan Davos, 2001 sonunda patlayan ve 2002’den itibaren finans piyasalarında etkisini ağırlaştıran Enron skandalıyla birlikte yönünü liderlikten güvene çevirdi. Ve 2003 yılında Davos başladığında, zirvenin teması “Building Trust”; yani “Güveni İnşa Etmek” idi.

KAYGI EŞİĞİ EN YÜKSEK DAVOS’LARDAN BİRİYDİ Şimdi filmi çok hızlıca ileri saralım. Yıl 2024. Geçtiğimiz hafta dünyanın dört bir yanından devlet başkanları, başbakanlar, kamu görevlileri, CEO’lar, akademisyenler, sivil toplum gönüllülerinden oluşan yaklaşık 3 bin kişi, “Rebuilding Trust” yani “Güveni Yeniden İnşa Etmek” temasıyla bir aradaydı. 21 yılda hayatımızdaki her şey değişmişti. Ama Davos gündemindeki değişiklik sadece iki harf kadardı… Şaşırtıcı mı yoksa üzücü mü?.. Karar vermek çok kolay değil. Bir şeyi yeniden inşa etmek zorunda kalmanızın tek bir nedeni olabilir; onu kaybetmiş olmanız. Davos’ta 5 gün boyunca çok şey konuşuldu. Oturumların birçoğuna katılma fırsatı yakaladım. İki farklı oturumda da çok önemli isimlerle görüş alışverişinde bulunma, bu görüşleri kıymetli bir kalabalığa aktarma fırsatı buldum. Genel izlenimim şu: Belki de son yıllarda yapılan, kaygı eşiği en yüksek Davos’lardan biriydi. Yaşanan jeopolitik problemler, yeşil enerji geçişinin önündeki engeller Davos’taki havayı sertleştirmişti. Diğer yandan, doğrudan bu ifadeleri kimseden duymamış olsam da satır aralarında aslında herkesin güvenle ilgili şunları içinden geçirdiğini hissettim: “Biz 20 yıl boyunca güveni yanlış okuduk. Büyümenin tüketimle el ele yürüdüğüne inandık. Nasıl ürettiğimize değil, ne ürettiğimize odaklandık. Başarıysa temel hedef; bunu bilanço satırlarında aradık. Bilançolara artı yazan sıfırların, insanlığın gelecek karnesine eksi yazdığını fark etmedik bile…”

HİÇ OLMADIĞIMIZ KADAR CİDDİYİZ Sürdürülebilirliğin, yapay zekanın, iş dünyasındaki dönüşümün konuşulduğu her bir oturum aslında bu itirafın bir parçasıydı bana göre. Bugün insanlığın bir dönüm noktasında olduğu aşikar. Yaklaşık 20 yıl önce güven konusunda koyamadığımız teşhisi, bugün koymuş olmamız zirvenin en olumlu çıktılarından biriydi bana göre. Hiç olmadığımız kadar ciddiyiz. Hiç olmadığımız kadar kararlıyız. Sorumlu yatırımın ne anlama geldiğini; doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçmekten başka bir yolun olmadığını; yapay zekanın iş kollarını tamamen değiştirdiğini; rekabetin ötesinde yeni bir işbirliği kültürüne odaklanmamız gerektiğini; sürdürülebilir geleceğin ortak akıldan, bilimden, teknolojiden geçtiğini; sözden aksiyona geçmeden başarının mümkün olmadığını; liderliğin yol göstermek değil o yolu birlikte yürümek olduğunu; çalışanlarımızı artık ‘paket’lerle değil kendimizden daha yüksek bir amaç sunarak ikna edebileceğimizi çok iyi biliyoruz. Tüm bunların ışığında, yeşil yıkamaya karşı durmak, ‘mış’ gibi yapmaktan vazgeçmek, teknolojiyi sahiplenmek, yapay zekanın tehditlerinden çok fırsatlarına odaklanmak, 2024 Davos’unun manifestosunun önemli parçalarıydı. Davos insanı, insanlığın içinde olduğu bu endişeli ruh halinden çıkabilmek için üretken yapay zekaya, sürdürülebilirliğe, yeni bir işbirliği kültürüne ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyor. Aksi halde 20 yıl sonra, bu kez “Re-Rebuilding Trust” temasıyla bir araya geleceğinin de farkında. 28 GÜNDEM 26 OCAK-1 ŞUBAT 2024 ‘ENDIŞELI DÜNYA’DAN ‘IYIMSER DÜNYA’YA GEÇIŞ IÇIN ÜÇLÜ FORMÜL Üretken yapay zeka, sürdürülebilirlik ve yeni bir işbirliği kültürü Cenk Alper Sabancı Holding CEO’su Karamsar değil ama endişeliydi Davos… Artan jeopolitik riskler, sürdürülebilirliğin ve yeşil enerji geçişinin önündeki engeller, Davos’ta kaygı eşiğini yükselten başlıca unsurlardı İyi haber ise şu: ‘Endişeli dünya’dan, ‘iyimser dünya’ya terfi edebilmek için üretken yapay zekadan, sürdürülebilirlikten, yeni bir işbirliği kültüründen başka seçeneğimizin olmadığını gördük Cenk Alper, katıldığı “Avrasya için Yeni Bir Şafak” panelinde, Türkiye’nin bölgedeki önemini özel sektör perspektifinden değerlendirdi, Avrasya coğrafyasında ticari iş birliklerinin ve finansman olanaklarının artırılması için çözüm önerilerini paylaştı. YEŞIL ENERJIYE GEÇIŞ İÇIN EN HASSAS NOKTA ÇIN’IN KRITIK HAMMADDELERDEKI HAKIMIYETI Diğer yandan, sürdürülebilirlik ve doğal olarak temiz enerji dönüşümü, Davos’un ana gündem maddelerinden biriydi. Ama tabii bu dönüşümün birkaç önemli ön şartı var. Bunu sağlayacak kritik malzemeler, nadir element ve metaller. Bu alanda da Çin’in çok büyük bir hakimiyeti olduğunu biliyoruz. Bugün dünya, enerji dönüşümü konusunda hem vizyon hem de maliyet yönetimi anlamında belki de ilk kez bu kadar hazır hale geldi. Ama Çin’in buradaki hakimiyeti, özellikle gelişmiş ülkelerin tartıştığı, masaya yatırdığı en büyük meydan okuma. Bunu Davos’ta da çok yakın şekilde analiz etme fırsatı yakaladık. Zirvenin hassas noktalarından biri bu denge arayışıydı. Dünyanın bu dönüşümü mutlak bir işbirliği kültürü dışında yönetebilmesi mümkün değil. 2017’den bu yana Davos’a en üst seviyede katılım gösteren Çin’in Başbakanı Li Qiang’ın sadece konuşmasında tam 14 kez cooperation (işbirliği) ifadesini kullanması bu açıdan da oldukça dikkat çekiciydi.

TÜRKİYE BİR TEMİZ ENERJİ ÜSSÜ Diğer bir önemli konu da tedarik zinciri ve Asya-Avrupa arasında kurulacak köprü. Bu da yine tartışılan konulardan biriydi. Hatta Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Başkanı Odile Françoise Renaud-Basso, Dünya Ekonomik Forumu İcra Kurulu Başkanı Mirek Dusek, Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili, Kazakistan Ulusal Ekonomi Bakanı Alibek Kuantyrov ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile birlikte katıldığım “Avrasya için Yeni Bir Şafak” panelinde de konumuz tam olarak buydu. Gerek panel anındaki görüş alışverişlerimizde, gerekse oturum öncesi ve sonrasında yaptığımız sohbetlerde şu yorumumun içtenlikle desteklenmesinden de son derece mutlu oldum: “Türkiye bu coğrafyanın en kilit ülkelerinden biri. Geniş perspektifte baktığımızda, Türkiye’yi sadece iki kıtayı birleştiren bir ülke olarak düşünmek çok yeterli değil. Türkiye, stratejik coğrafi konumunun yanında, aynı zamanda güçlü altyapısı, kaliteli işgücü, dinamik nüfusu ve yatırımcılar için sunduğu yüksek potansiyel ile bölgede kalıcı kalkınmaya örnek teşkil eden, bölge ülkeleri için ‘kutup yıldızı’ görevi gören bir ülke. Türkiye bir temiz enerji üssü ve dünyanın enerji dönüşümünde, yenilenebilir kaynaklarla ve yeşil hidrojenle çok kritik bir rol oynayabilir.”

YAPAY ZEKA, KRIPTOYU GERIDE BIRAKTI Davos’un henüz ilk günlerinde CNBC’de bir analiz okudum. Analiz şunu anlatıyordu. 2022 ve 2023 yıllarında Davos’un ana caddeleri kripto varlıkların reklamlarından geçilmiyordu. Hatta dikkat çekmesi adına, Bitcoin’i hatırlatan, turuncu renkli son model bir lüks otomobil zirve boyunca caddede park halinde durdu. Sonrasında da bunun Ukraynalı bir kripto para borsasının kurucusuna ait olduğu yazılmıştı. Bu yıl ise her ne kadar kripto varlıklar yatırım değerlerini katlamış olsa da, görünürlükleri son derece azdı. Ve onun yerine asıl hakimiyet yapay zekadaydı. Bu analizi okuduktan sonra daha dikkatli baktım. Gerçekten de doğru bir analizdi. Intel, Cognizant en dikkat çekenlerdi. Ve bu ikisinin arasında, Davos mimarisinde büyük bir bina AI House olarak hizmet vermesi için tutulmuştu. Bu forum merkezinde 5 gün boyunca, yapay zeka özelinde etkinlikler gerçekleşti. Dünyanın önde gelen teknoloji ve danışmanlık firmaları bu forum merkezine destekte bulunurken, benim için bu merkezdeki en değerli iş ortağı Münih Teknik Üniversitesi idi. Geçtiğimiz kasım ayının sonunda, Münih’te, Münih Teknik Üniversitesi ile işbirliği içerisinde açtığımız Sabancı Teknoloji Merkezi gözümün önüne geldi. Münih Teknik Üniversitesi bugüne kadar 18 Nobel ödülü çıkarmış bir üniversite. Bu 18 ödülden 15’i de fizik ve kimya alanında. Bir gün, Sabancı Teknoloji Merkezi ile belki de, üretken yapay zeka ve ileri malzemeyi bir araya getirerek bir Nobel de biz çıkaracağız. Ne de olsa büyük düşünmek, hudutsuz koşmak Sabancı’nın genlerinde var! der”, “Agenda Dialogues” gibi programlar, Davos’un ‘sesli medya’sının ana unsurlarıydı.