Amerikalılar ve İngilizler, 18 yaşındaki az sayıda adayı markalı üniversitelere kabul ederek geleceğin elitlerini baştan seçiyor. Geri kalanlara ise “Kusura bakma evladım, dünyaya bir daha gelirsen belki” demiş oluyorlar. Mutlu azınlık, büyük oranda zengin ailelere mensup. Ivy League adı verilen sekiz seçkin Amerikan özel üniversitesinin çoğunda en zengin yüzde 1’lik dilimdeki hanelerden gelen öğrenci sayısı en yoksul yüzde 60’lık kesimden gelenlerden fazla. ABD üniversitelerinin niyeti yok ABD de İngiltere de uzun zamandır öğrenci alımını çeşitlendirmek için çabalıyor. Birçok Amerikalı liberal, aileden gelen ayrıcalığın bu ay içinde daha de kemikleşmesinden endişeli. Yüksek Mahkeme’nin üniversite kabullerinde pozitif ırk ayrımcılığını yasaklaması da gündemde. Mahkemenin alacağı karardan bağımsız olarak Amerikan üniversitelerinin elinde liyakate yönelmelerini sağlayacak yöntemler mevcut. Son yıllarda toplumsal sınıf ve etnik köken çeşitliliğinde büyük mesafe kaydeden elit İngiliz üniversitelerini örnek alabilirler. Bunu yapmak mümkün ama niyetiniz varsa. ABD’nin muhtemelen böyle bir niyeti yok. İngiltere’de yeni kabul şartları Hükümet baskısı İngiliz üniversiteleri Oxford ve Cambridge’i mahcup edip kabul şartlarını revize etmeye zorladı. Mecburen bu iki üniversiteye, bilinen adıyla Oxbridge’e odaklanıyoruz çünkü yetişkin elitliğe giden anayol oradan geçiyor. Yakın zamanda iki üniversiteye de gittim. Karşılaştığım aksan zenginliği ve değişimin ölçeği karşısında hayrete düştüm. Oxbridge şu anda “bağlamsal kabul” adını verdikleri bir politika benimsiyor. Adayların mevcut akademik seviyeye gelmek için üstesinden geldiği dezavantajları ölçen algoritmaların kullanımı da buna dahil. Örneğin: Devlet okulundan mı özel okuldan mı geldiniz? Öğrencilerin ne kadarına okulda ücretsiz yemek veriliyordu? Anne babanız üniversite okudu mu? Üniversiteye kabul danışmanları, adayların GCSE yani ülkede 16 yaşında yapılan orta öğretim sertifikası sınavı performansını okul arkadaşlarıyla karşılaştırıyor. Ortalamanın dört A olduğu bir okulda yedi A notunuz olması ortalamanın 10 A olduğu bir okulda yedi A almaktan daha değerli görülüyor. İmkanları az olan bir okuldaki en parlak çocuğun Eton College’daki ellinci öğrenciden zeki olması muhtemel. İşçi sınıfı çocuklarına destek Oxbridge kabul mülakatlarını da dezavantajlı öğrenciler için eskisinden daha az korkutucu hale getirdi çünkü aksi halde çocuklar kendi yeteneklerinden şüphe ediyor. Oxford’dan bir danışman bana işçi sınıfından zeki bir çocuğun mülakat sırasında takılması halinde “Sırf mülakat yüzünden bu okulu elden kaçırmana izin vermeyeceğim” diye düşündüğünü anlattı. “Buraya aitsiniz” mesajı Oxford ayrıca özel okullardaki mülakat eğitiminin haksızlığa yol açmaması için adaylara daha önce görmedikleri metinler vermeye başladı. Oxbridge’de imkanları kısıtlı çocuklar için çok sayıda yaz okulu ve herkese açık tanıtım günleri var. Oxford’u oluşturan birimlerden yani “kolejlerden” birinin yöneticisi dönemin her günü en az bir okuldan ziyaretçi ağırladıklarını söylüyor. Öğrenciler benzer maddi durumdaki büyükleri tarafından gezdiriliyor. Çocuklara “Buraya aitsiniz” mesajı veriliyor. Rakamlarla İngiltere farkı Bu uygulamalar işe de yarıyor. Geçen yıl Cambridge’in Britanya’daki lisans programlarına giren devlet okulu mezunlarının oranı yüzde 72.5’i bularak rekor kırdı. 2018-2022 döneminde İngiltere’de yaşayan Oxford lisans öğrencilerinin yedide birinden fazlası “sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerden” geldi. Oxford öğrencilerinin yüzde 28’i “siyah ve etnik azınlıklardan.” Lisans öğrencileri arasında kadın sayısı erkekleri geçti. Akademisyenler ayrıcalıklı toplumsal sınıflardan olmayan öğrencilerin sosyal ve ruhsal sorun yaşamaya daha yatkın olsalar da genellikle iyi not aldığını söylüyor. Üniversiteler standartlarını gevşetmiş değil. Bilakis yetenek havuzunu genişleterek daha yetenekli çocukları buluyorlar. Elit Amerikan üniversiteleri pozitif ayrımcılığa gerek duymadan da aynısını yapabilir. Ama ilk olarak beyaz adaylara yönelik pozitif ayrımcılığı kaldırmaları gerekiyor. Duke Üniversitesi’nden Peter Arcidiacono’nun yürüttüğü bir çalışmaya göre 2009-2014 döneminde Harvard’a kabul alan lisans öğrencilerinin yüzde 43’ü, takımlara kabul edilmiş sporcular, eski mezunların çocukları, “dekanın özel listesinde bulunanlar” (ki bunlar da genellikle bağışçıların yakınları) ve “fakülte görevlilerinin ve personelin çocuklarından” oluşuyordu. Bunlardan dörtte üçü aksi halde okula giremezdi. “Oxford’da rüşvet gibi bağış olmaz” İngiltere’de böyle bir yozlaşma söz konusu değil. Oxford’da uzun zamandır kabul danışmanlığı yapan bir yetkili bana yıllarca çalışan birinin bile bir öğrenciyi kabul etmek için bağış teklifiyle karşılaşmayabileceğini söylemişti. İngiliz eski mezunlar da çocukları için ayrıcalıklı muamele beklemiyor. ABD’de aileler paranın karşılığını bekliyor Amerikan toplumundaki birçok sorun siyaseten çözülemeyecek gibi olsa da aslında çözümler çok basit. Bireysel silahları yasaklamak, ilaç fiyatlarını ilaç şirketleriyle pazarlık etmek gibi. Benzer şekilde seçkin Amerikan üniversiteleri de dünyadaki liderliklerini kaptırmadan daha mütevazı bağışlarla yaşamayı kabul ederek mevcut oligarşik yapıyı zayıflatabilir. 50.9 milyar dolarlık Harvard vakfı en seçkin İngiliz üniversitelerini en az altıya katlıyor. Ama Stanford Eğitim Fakültesi’nden Martin Carnoy Amerikan üniversitelerinin değişmesine pek ihtimal vermiyor. İş modelleri zenginlerden gelecek finansmana dayalı ve bu insanlar verdikleri para karşılığında bir şey bekliyor. Carnoy ekliyor: “Seçim sistemi de aynı. Kamu yararının içine özel sermayeyi soktuğunuz anda adaletsizlik başlıyor.” İki ülkede de uzun zamandır sahte liyakat rejimi hakim. Belli ki ABD’nin niyeti böyle devam etmek.
DÜNYA
İngiliz mi iyi Amerikan üniversiteleri mi?
Financial Times’ın hem Oxford hem de Harvard’da okuyan yazarı yazdı: ABD’nin en elit üniversitelerinin dahi
öğrenci kabulünde liyakat derdi yok. Beyazlar ve bağış yapanların çocukları ayrıcalıklı. İngiltere’de ise
Oxford ve Cambridge’de artık tam tersi bir çaba var. Yoksul ve dezavantajlı kesimdeki mücevherleri arıyorlar
