10 Haziran 2026 Çarşamba
GÜNDEM

İnternet sizin olsun YouTube bana kalsın yeter

Facebook çöküşte. TikTok’un başı belada. Slack nedir, bilmiyorum. Twitter bize anında fakat güvenilmez haberler veriyor. YouTube ise dibini asla bulamayacağınız bir entelektüel kaynak. İçeriği Netflix, HBO ve Amazon Prime’ın toplamından daha zengin. YouTube saygıyı hak ediyor

Ünlü ABD’li II. Dünya Savaşı generali Douglas MacArthur’un emeklilik konuşması. National Gallery küratörünün üç Caravaggio tablosuna dair sözleri. Uykuya dalmak için orman sesleri. Civilisation belgeselinin 13 bölümünün tamamı. Futbolcu Gavi’nin Barcelona’daki gidişatını anlatan klipler. Nobel ödüllü yazar Saul Bellow’la röportajı. De’Longhi Dedici kahve makinesi incelemesi. Geçen yaz gidemediğim Hackney’deki Tame Impala konseri. ABD’li entelektüel Gore Vidal ile Venedik turu. Tayland dilinin beş farklı lehçesi için kılavuz. Ayrıca Carl Sagan’ın Cosmos belgeseli. Los Angeles’taki eski mahallemde bir saatlik araba turu. Kazan basıncını artırmak için yapılması gerekenler. Felsefeci Anthony Quinton’dan Wittgenstein dersleri. Martha Nussbaum’dan Aristo’ya dair açıklamalar. Hanoi’de “bánh cuon” yiyen Amerikalı gurbetçi. Barcelona ve Zürih operalarından farklı L’Orfeo gösterimleri. Çin’in Song hanedanı döneminde sanayileşmeye ne denli yaklaştığına dair tartışma. Londra metrosundan daha hızlı koşan parkur sporcusuları. Emmanuel Macron’la 158 dakikalık röportaj. Çamaşır ve kurutma makinesi kılavuzları. YouTube denen devasa pazar yerinden ürünler içeren bir sepet sunmaya çalıştım. Bu videolar için ben ayda on sterlin veriyorum. Reklamlara tahammül edersem bedava da kullanabilirim. Algoritması iyi Rivayete göre ünlü besteci Giuseppe Verdi zamanında “İtalya’yı bana bırakacaksanız evren sizin olsun” demiş. Ben de YouTube’u bana bırakın, internet sizin olsun diyorum. İçerik açısından Netflix, HBO ve Amazon Prime’ın toplamından ve çarpımından daha zengin. Yüksek ve bayağı kültürü kolayca önümüze seriyor. İçimdeki amatör ne zaman yeni bir projeye heves etse, mesela dil öğrenmek, operaya bulaşmak istese YouTube kullanmamak imkansız. Sıradan bir hayat seçenler için ise örneğin LG sound bar hoparlörü tamir ederken daha da vazgeçilmez. Bir şehre gitmeden önce YouTube’dan sokak hayatının dokusunu yüksek çözünürlüklü olarak hissedebiliyorum. Hepsi de ölçülü algoritması sayesinde. Bu kadar açık bir sitede kötü şeylere daha sık rastlayabilirdik. Konu sosyal medyaya güvensizliğe geldi mi sözü kimselere bırakmam. Facebook’un çöküşte, Twitter’ın kullanılamaz halde, TikTok’un başının Batı hükümetleriyle belada olması hoşuma gidiyor. Slack’in ne olduğunu bile bilmiyorum. Günün birinde bu yazı kuş tüyü ve mürekkeple yazılıp ferman gibi Londra’daki Primrose Hill’de bir tellal tarafından halka okunsun istiyorum. Kurucularını bilmiyordum YouTube’un dijital çağın saygıda en çok kusur edilen ürünü olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Kurucularının adını bile bilmiyordum, arayıp buldum. Elbette YouTube da kusursuz değil. Bazı içerik üreticileri sitenin kendilerini saçma sapan nedenlerle “tedavülden kaldırdığını” söyleyebiliyor. Twitter kulağa tiz sesli bir solcu gibi gelirken YouTube’daki bazı videolar incinmiş alternatif sağcılar gibi konuşabiliyor. “Ben Tarzan sen Jane” tarzı bir sürü flört önerileri videosu var. Ama keyfî güç kullanımı, ucube siyaset gibi kusurlar bu platforma özgü değil. Esas mesele bunun yanında hangi incelikli içerikleri sunduğu. Twitter bize anında fakat güvenilmez haberler veriyor. YouTube ise dibini asla bulamayacağınız bir entelektüel kaynak. Eski içerikleri kurtarıyor YouTube’un bu kadar çok insana yaratıcı bir yayın organı sunarak insanları kaygıya sürüklemekten çok tedavi ettiğini düşünüyorum. Öte yandan sitenin gerçek kahramanları orijinal içerikler yaratanlar değil, analog dönemden kalma eski programları paylaşanlar. Bu kültürel kurtarma operasyonu olmasa kameralara yansımış en eğlenceli şeylerden bazıları yayıncıların erişimi çok zor ve pahalı kasalarında ölüp gidecekti. Karşıt görüşlü ABD‘li yazarlar James Baldwin ve William Buckley’nin 1965’te yaptığı bir tartışmayı izleyebiliyorsunuz. 1979’da Auckland’da dinleyicilere fotonları anlatan teorik fizikçi Richard Feynman da var. Hatta ünlü ressamı kameranın önündeki cam üzerine resim yaparken göstererek kendinizi tuval gibi hissetmenizi sağlayan Jackson Pollock 51 adlı kısa film bile mevcut. Tarihi eser sayılır: Bazıları bu videoya bakarak Pollock’un “damlatma” tekniğini sevmediğini, alkole nasıl geri döndüğünü hatta ölümünü açıklamaya çalışıyor. Üstelik kedi kapısına sıkışmış kedi videoları gibi bunlar da bedava. •